#1
[Resim: MV5BNzkyOTI3NzAwNl5BMl5BanBnXkFtZTgwOTYz...00_AL_.jpg]

Alıntı:Sana bir çekiç verseydim, her şey çivi olurdu.

Bu Dünya'ya neden geldiler?

2016 yılında vizyona girmiş "Arrival (Geliş)" filmi 1 saat 58 dakikalık bilim kurgu filmidir. IMDb puanı 7,9 olarak hakkını veren filmin yönetmeni Denis Villeneuve, oyuncu kadrosunda Amy Adams ve Jeremy Renner'ı görüyoruz.


 Dilbilimci Dr. Louise Banks (Amy Adams) üniversitede eğitim veren, kızı vefat etmiş kimsedir. Bir vakit ders anlatım sırasında seyrelen öğrencilerin farkına varan eğitim görevlisi sınıftaki diğer öğrencilerin ısrarı üzerine televizyon haberlerini açar. Gördüğü şaşırtıcı gerçeği anlayamayacak kadar şoke olan kadının yaşadığı duyguları bütün insanlık yaşarken imkansız durumun Dünya'ya giriş yaptığını görür: 12 adet "kovan" adı verilen uzay cisimleri farklı bölgelere iniş yapmıştır.


[Resim: MV5BMDY0ZGJmN2UtMDYyYS00YzQ5LWE5ZjgtNWMz...@._V1_.jpg]

Ünlü dilbilimci olduğundan ötürü, kendi ülkesinde bulunan bu cisimin ne anlama geldiğini öğrenmek üzere Dr. Banks yanında kendisine eşlik edecek fizik bilimi uzmanı Ian Donnelly (Jeremy Renner) ile birlikte bu ekibe çağrılır.

Bütün dünya bu haber ile çalkalanadursun 12 farklı bölge, on iki farklı yöntem geliştirmeye başlar. Çin bu "kovan"lara savaş açma fikrini sürerken Dr. Banks ise onların dilini anlamaya çalışmanın önemli olduğun kanısını ileri sürmeye çalışır. Yerden belli bir yükseklikte olan bu "kovan"lara ulaşmak için kaldıraç sistemi kullanan araştırma ekibi Dr. Banks ve Ian ile birlikte bu cisimin içine girmeye başlarlar. Onları yeni bir dilin kapılarını açacak bu cismin getirisi hiç beklenmeyecek derecede ilginç olacaktır.

[Resim: MV5BMjA1MDY4NTUxMV5BMl5BanBnXkFtZTgwODA0...00_AL_.jpg]

Bu kısımdan sonrasını "spoiler" ile devam ettirmek istiyorum. Oldukça derin anlamlar içeren bu filmin her detayına inerek başlamak üzere:


Dr. Banks'ın kız çocuğunu, Hannah'yı doğurması ile başlayan filme, az sonra öldüğünü ve büyük bir dram yaşadığını görerek giriyoruz. Banks'ın psikolojisinin biraz da olsun düzeltmeye çalışmak adına dersler verdiğini tahmin ederken Dünya'yı kasıp kavuran bir yabancı cisim uyarısı ile eski günlerine istemsizce dönen Banks ile karşılaşıyoruz. Ekibe dâhil oluyor ve kendini çalışmaya adamak, çözüme ulaşmak maksadıyla girişiyor.

Ekibe dâhil olan küçük bir parça olarak nitelendirdiğim bu dilbilimcinin harikalar yaratmasına -gerçekçi bir perspektiften bakarsak- imkansız gözükebilir. Fakat dilin aslında ne kadar önemli olduğunu, embriyonun hayat bulmasıyla öğreniyoruz aslında. Bu bakımdan bilinmedik her şeye yaklaşırken, örneğin evde biri varsa bile "merhaba," ya da "hey" demekten çekinmiyor, bilinmeyeni en az bilinmeze indirgemek adına iletişim kurmaya çalışıyoruz. Filmden yola çıkarak yine iletişimin büyük bir rol oynadığı bu yaratıklara "Abbott ve Costello"ya inmek istiyorum (Abbott ve Costello adının 20. yüzyılda 'komedi grubu'nun üyeleri olduğunu belirtmek isterim).

[Resim: AlMU6.jpg]

15 Eunomia adındaki astreoitten esinlenilmiş "kovan"da, yazdıkları "çizim" yöntemlerinde hayvan figürlerini gördüğümüz bu -bana mürekkep balıklarını anımsatan- Heptapod (yedi ayaklı) adı verilen yaratıkların iletişim şekillerinde dairesel bir şekil gördük. Bu durumda dairesel cümleleri "dairesel zaman" ile ilişkilendiren ''Dilsel Görecelik'' başlığına çekmek istiyorum. Filmin ilerleyen sahnelerinde Banks ile konuşan Ian'ın Sapir-Whorf hipotezi hakkında konuşmalarının basitçe hâli şöyle özetlenebilir: Diller, düşünceyi etkileyebilecek bir altyapıya sahip olabilirler. Bu nedenle insan zihni, bir kelimenin hatta bir hecenin beyin üzerinde çeşitli fikirlere neden olabilecek sinir hücrelerine -nöronlara- kolayca erişebilecek şekildedir.

[Resim: MV5BMTUyMzIzMjE0Ml5BMl5BanBnXkFtZTgwNzcz...44_AL_.jpg]

Bu vakit buradan çıkaracağım nokta "varlık vardır, yokluk yoktur" diyen Herakleitos'un sözü olacaktır. İletişim için önemli bir role sahip olan kelimelerin getirisi olarak; bir hece (varlık) ve onu nöronlarımız aracılığı ile sindiren nöron sistemimizin yorumu (varlığın kanıtı) arasında geçen etkileşim olarak özetleyebilirim. Dolayısıyla Heptapodların dairesel bir şekilde anlatmak istedikleri konuyu ancak anlayabilen Banks'ın "yokluktan varlığa" dönüşmenin imkansız olduğunu yeniden gördük. Zira zaten Banks'ın beyninde bunlar mevcuttu. Akabinde benim farklı bir şekilde düşünmeme neden olacak "Butterfly Effect (Kelebek Etkisi)" burada bağırıyor gibime geldi. Yani Banks bunları yaşamıştı. Yalnızca farkına varacak zamanı ya da "kelimeleri" seçemiyordu.

[Resim: MV5BMjIwODAwNTQwOV5BMl5BanBnXkFtZTgwNTcz...99_AL_.jpg]

Daha da ileri sararak Ian ile evlendiğini ve ondan çocuk yaptığını bilim adamına şu sözlerli söylerek farkediyoruz: "Sana sarılmanın nasıl bir his olduğunu unutmuşum." Bu durumda doğacak çocuğun öleceğini, Ian ile ayrılacağının bilincinde olarak kabul eden Banks'ın bu durumuna şöyle bir düşünce savuşturmak istiyorum: Kendini Gerçekleştiren Kehanet.

(Buraya ayrı bir nokta değindirmek istiyorum. Aslında filmin başı, filmin sonuydu. Zira ölen kız çocuğunun bilincinde olan Dr. Banks bile bile Ian ile evlenmiş ve çocuk sahibi olmuştur. Bu noktada filmin başlarında ölmesi, giderek kızını hatırlaması aslında Dr. Banks'in bir şeylerin farkına varmasından dolayıdır.)

Evet, özellikle Dark dizisinde gördüğümüz, Butterfly Effect filmi ile de kesinlikle değiştirilemeyeceğini anladığımız "gerçek"in aslında ne kadar da değişemez, esnetilemez olduğunu bir kez daha filmin gerçeği maksimum seviyede tutmasıyla öğrenmiş olduk. Bundan çıkaracak sonucumun yanında Heptapodların dairesel bir şekilde cümle kurmasıyla kafama dank etmedi değil.

[Resim: MV5BMzQyNzYzYTQtNGJkZC00YzUzLThjOWItNzdi...@._V1_.jpg]

Biraz bilimden uzaklaşarak günümüz dünyasında filmin yerine geçmek istiyorum. Öncelikle Messiah dizinin gerçekliğine hâkimdi film. Yani ansızın beliren bir mesih ile ansızın beliren bir uzay gemisi arasında tek bir ortak nokta aranabilir: Mesaj.
Evet, eğer yeni bir bilinmezlik durumu ile karşılaşmak zorundaysak mutlaka vermek istediği bir mesajın olduğuna kanaat getirmek zorunda olmamız gerekir. 

Ayrıca filmde sürekli kendi içine bölünmüş ülke dayanışmasını, savaşları ve isyanları gördük. Gerçekten böyle bir şeyin olması alabildiğince mümkün. Geçtiğimiz aylarda ilerleyen salgın vakasında bile sokağa çıkma yasağının getirisi olarak alaşağı edilen marketlerin örneğini bu durum ile ucundan bağdaştırırsam yanılmış olmam sanırım.
Zira insan, vaktinin daralacağının korkusuyla düşünme yetisini kaybetmeye el verişli bir şekilde yaratılmıştır. Bundan dolayıdır ki ölüm tarihimiz mistik bir şekilde bilinmemektedir. Eğer böyle olsaydı dünya iyiye mi giderdi yoksa tamamen berbat bir hâle mi gelirdi?

[Resim: MV5BODgzYzZlOTgtYzZlMS00ZGU5LTlmY2YtMThm...44_AL_.jpg]

Farklı bir bakış açısı ile -belki de saçma olacak şekilde- belirtmek istediğim değişik bir noktaysa bu canlıların iletişim esnasında gelecekten mi yoksa farklı bir gezegenden mi geldiklerini anlamak biraz güç. Gelecekten gelmiş olmalılar ki nasıl yok olduklarını anlayamadık, bulundukları "kovan"ın kırılamaz olduğunu -bana obsidyeni adıran kabuktan bahsediyorum- ve atmosfer seviyesinin tamamen değiştiğini görerek anladık.
Farklı bir gezegenden gelmiş olmalılar ki dilleri farklı, görünüşleri ve anatomileri bayağı farklı. Aynı şekilde oksijen oranının insankine benzeyen fakat hiçbir şekilde oksijen-karbondioksit değişimini göremediğimiz vücut organlarının bütünden yola çıkarak görüyoruz.

Peki film bize ne dedi, uzaylıların verdiği mesaj neydi?

Bana sorarsanız kelimeleri zamana yerleştirmiş bir iletişim şeklini biliyorlar. Yanlış bir şekilde anlaşılmış 'silah' kelimesinin temeli bu aslında. 'Dil bir silahtır' düşüncesi burada güçlenmişken, uzaylıların geleceği öğrenebileceği bir alfabeyi insanlara öğretmeye çalışıyor. Aslında farklı bir şekilde telaffuz edebilirim: Geleceği zaten biliyoruz, sadece hatırlayamıyoruz' 
Fakat insanoğlu yine hiçbir şey öğrenemeden, korkudan eli boş dönüyor. 


Filmin tekniklerine gelelim, müziğin verdiği "mistik gerilim" dokusunu Dark'taki ile çokça bağdaştırdım. Aynı şekilde çekim yöntemleri de bu savımı destekler nitelikteydi.

Bir bilim kurgu filmi olarak bol aksiyon, olay beklerim diye düşündüm fakat hiçbir aksiyon, değişik maceralar olmadı. Neredeyse başladığı gibi bitti (zaten bitecek) ve hiçbir şekilde etkilenen bir taraf olmadı. Herkes muhtemelen ertesi güne aynı şekilde devam edecek şekilde bir anı yaşadı. Bu durumu yaşanılabilirliğe bağdaştırırsak kesinlikle sırıtmayacağının kanısındayım.

Işıklar ve gri-mavi arası tonlar titiz bir şekilde seçilmişti. Halihazırda sesler dolgun ve gerçekçi bir nitelikteydi. İyi ki de son ses, sinema ambiyansında dinlemişim, diyorum.

Oyunculukların az olması ile sırıtmaması arasında köprü kuran filmde Jeremy Renner'in ve Man of Steel'den alışık olduğumuz Amy Adams'ın tedirginlikleri bize de yansımadı değil.


Benim için bilim kurgu kategorisindeki filmlerin yüzde yüz gerçekçiliğe bağlı kalmasına gerek yok. Gerekirse saçmalasın. Yüksek dikkatle seçtiğim detay 'bana yeni bir şeyler aşılaması'dır. Varsın bilime uymayan, mantıksız fikirler üreteyim. Önemli olan bu düşüncelerin sonucunda kaba sığacak bir döküm oluşturabilmemdir. 

Interstaller yüzde yüz mantığa uysaydı çekilemezdi, Matrix yalnızca aksiyon ağırlıklı olsa zihin aşılaması olmazdı...

Bu vakit düşüncemi destekleyen Arrival filmi bana yeni ufuklar açmış olduğunu belirtirken, izlettiren nice insanın sinir hücreleri sağlık demek istiyorum.


  [Resim: MV5BMTA1NTE1OTg0MDBeQTJeQWpwZ15BbWU4MDMz...x._V1_.jpg]   
gamzebaytur ve 1 diğer kişi beğendi
#2
İlgi çekici bir konu, kalıpları yıkan bir senaryo... Benim için de bu tarz filmlerin tamamıyla gerçeğe uyması gerekmiyor, hatta böyle olunca daha ilgi çekici oluyor😂 diyecek bir şey yok @gogolunpaltosu çok güzel anlatmış. Sadece izleyin...😊
admin ve 1 diğer kişi beğendi
#3
Türkiye'de Geliş ismiyle sinemalarda  vizyona giren Arrival filminin konusuna çok güzel değinmişsin. 

Bende filmle ilgili izleyen çoğu kişinin bilmediği şeylerden bahsetmeye karar verdim.

[Resim: MV5BMzBhZmFlYzktMjM4YS00YjRmLThkOTEtZDZl...@._V1_.jpg]

1) Geminin Dikey Olması Sorunsalı
Bu geminin şekline karar verdiklerinde filmin yönetmeni Denis Villeneuve bu dikey geminin içinde oyuncuların nasıl gezeceğini ve mekanın nasıl olacağı konusunda zorluk çekmişler. Düşününce böyle bir gemiye giriş çıkışların nasıl olacağını hayal etmesi zor. Biz filmi izledikten sonra daha basit geliyo ama bir şeyi yapması değil olmayan bir şeyi hayal etmesi daha zordur. Bu spoiler olarak sayılır mı bilmiyorum ama sayılmaz bence. Geminin dikey tasarımda olmasına rağmen içinde gezinebilmenin tek mantıklı yolu olarak ise geminin içinde yer çekiminin yatay olarak tasarlanması olmuş. En mantıklısı bu olmuş Gülümseme

[Resim: MV5BMDY0ZGJmN2UtMDYyYS00YzQ5LWE5ZjgtNWMz...@._V1_.jpg]

2) Yönetmen ve Görüntü Yönetmeninin Düşüncesi
Denis Villeneuve (yönetmen) ve Bradford Young (görüntü yönetmeni) filmle ilgili şöyle felsefik bir cümle kurdular. Çeviri bana ait ve yanlış çevirmiş olabilirim. Siz en iyisi orijinalini okuyun Gülümseme

Alıntı:"This was happening on a bad Tuesday morning, like when you were a kid on the school bus on a rainy day and you'd dream while looking out the window at the clouds."
Alıntı:"Bu kötü bir salı sabahında gerçekleşiyor. Örneğin okul otobüsünde bir çocukken, yağmurlu bir günde pencereden bulutlara bakarken hayal ettiğiniz şeye benziyor.

[Resim: MV5BZjVjNDY3ZmEtMTQxYi00MTU5LWE1N2QtZTYy...@._V1_.jpg]

3) Ajan Halpern'in Söylediği Kelimenin Anlamı
Michael Stuhlbarg yani dizideki karakteri Halpern'in söylediği "szalámitaktika" kelimesinin Türkçe'ye düz çevirisi salam taktiğidir. Aynı zamanda salam saldırıları olarak da bilinir. Düşmanı yenebilmek için küçük küçük etkiler yapılarak böl ve fethet benzeri bir taktik kullanmak anlamına gelir.

4) Filmin Orijinal Adı (İlk İsmi)
"Story of Your Life" yani Hayatınızın Hikayesi anlamına gelen isimle yayınlanması planlanıyordu. Zaten filmin hikayesinin kaynağı olan kitabın ismi bu şekildeydi. İlk izlenimlerde bu ismin filmi yansıtmadığı düşünüldü. Yani daha gizemli bir ismin daha uygun olacağı düşünüldü ve Geliş anlamına gelen Arrival olarak değiştirilerek sinemada vizyona girdi.

5) Kanguru Kelimesinin Gerçek Hikayesi
Louise, Albay Weber'e kanguru kelimesinin tarihsel bir yanlış anlaşılmadan ortaya çıktığını söyledi. Peki mantıklı bulduğumuz bu açıklama gerçek miydi? Bunun üzerine kanguru kelimesinin hikayesi yazarak araştırma yaptığınızda birçok kaynakta şu şekilde geçtiğini göreceksiniz. 18. yüzyılda kanguruyu gördüklerinde bilinmeyen hayvan anlamında ve bilmiyorum anlamına gelen gangurru denildi. Daha sonrasında bu kelime günümüzde kanguru olarak kullanılmaktadır.

Spoiler içermeyen bu bilinmeyen kısımlara değinebilmek için notlarıma biraz gözatmam gerekti. Çevirilerde hatalar olabilir, eğer bariz bir hata varsa lütfen bildirmekten çekinmeyin Gülümseme
Nanze Wren ve 2 diğer kişi beğendi
#4
Diziyle ilgili yorum yapmak için gelmiştim ama benden önce o kadar güzel şeyler yazılmış ki ne yazacağımı bilemedim 😅

Benimde tavsiye edeceğim bir film. Bu filmi izleyenlere ayrıca Marslı ve Yerçekimi (Gravity) filmini tavsiye ederim Gülümseme
gamzebaytur ve 1 diğer kişi beğendi

Yorum Yazmak İçin


Ücretsiz Kaydol veya Giriş Yap

Dizi ve Filmler ile ilgili konulara dahil olmak için hemen üye olabilirsiniz veya üye olduysanız giriş yapabilirsiniz.