#1
Yayınevi: Can Yayınları
Tür: Polisiye, Dram
Sayfa sayısı: 120
İçerik: Santiago Nasar bir kadının bekaretini bozduğundan ötürü bu kadının kardeşleri tarafından öldürülmek üzere cezalandırılır ve bu plandan sadece Santiago Nasar'ın haberi yoktur.


Marquez'nin ilk okuduğum eseridir kendileri. Adını her yerde duyabileceğiniz bir başyapıt olmasının altında yatan siyasî ve etnik değerleri yerinden oynatan tutumu ile okuyucuyu bir olaya tanıklık etmesini sağlıyor. Bu kitabı günümüz koşulları içerisinde sinema sektörüne dahil etseydik, kuşkusuz polisiye türünde tadından yenmez, oynanmak üzere bir kurmaca metin çıkardı. Zira, Marquez konuyu öyle bir ele almış ki, adeta dedektif edasıyla yaklaştığı tutumu, sorguladığı insanların tavırları ile beraberinde olayın gerçekliği orta yerde birleşmiş.

Direkt olarak ilk cümlesinde dahi Santiago Nasar'ın öleceğini belirten bir girişle karşılaşıyor okuyucu. "Ee, öldü adamcağız sırada ne var," diye yaklaşılan bir edaya karşılık konunun burada bittiğine dair işaret vererek, göz kırpıyor yazar. Buradan sonrası okuyucunun merakına ve bu meraktan beslenen Santiago Nasar'ın tanrısına kalıyor muhabbet.
İnsanların süregelen etnik değerleri ve kültürel alışkınlıklarının bir dezavantajı olarak gerçeği görme duyularını kapatan bu unsurları ele alırken yazarın iki durumu da eşitlediğini görmek mümkün. Evet, Santiago Nasar bir kadın ile birlikte oldu fakat bu durumun altında yatan ne, isteyerek mi oldu, yoksa bir zorlamayla mı? Tüm bunların cevabını bilemeden ölüme kucak açan zavallı karakterimizin bu uğurlu yolculuğu bir pazartesi günü gerçekleşiyor. Herkesin bu komplodan haberi varken kurbanımızın bu durumdan bihaber.

Bu tarz yazıların hoşuma gitmesindeki temel neden, yazarın okuyucuya çok bir şey veremeyeceğini belirtmesidir. Bunu, konuyu gayet sıradan, alışılagelmiş bir olayla bize anlatır. "Bugün bu adam ölecek." diye söylüyor mesela bu eserinde Marquez. Fakat benim için o adamın ölüp ölmemesi mi önemli, yoksa bu adam öldükten sonra insanlarda değiştireceği kararlar ve akabinde yerine geçecek o benliklerinin azami boşluğu mu?
İşte, iyi bir yazar konuyu evirip çevirmek zorunda hissetmez kendini -tabii bir Stephen King'den bahsetmiyor, Tolkien'e kucak açmıyor isek- zira bu dönemin yazarlarının eserleri "klasikler" başlığı altında toplarken çekinilmesin.

Bu tür dram ağırlıklı ve konusunu en alttan alan Rus edebiyatı yazarlarından Tolstoy'un İvan İlyiç'in Ölümü ya da Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sı, az evvelki paragrafta bahsettiğim "sıradan konuyu" kapsayan yazarların ekmekleridir. Biri isminin popüler kültürde kazanmış Raskolnikov'u anlatırken; beriki, muhtemelen çoğu kimsenin duymayacağı İvan İlyiç'in ölümün pençelerinde nefes almasını anlatıyor. İkisi de sıradan, ikisi de Rusya'dan ve ikisi de içimizden...
gamzebaytur ve 4 diğer kişi beğendi
#2
G. G. Marquez'i ya çok severler ya hiç sevmezler edebiyat camiasında. Ortası yoktur Kahkaha ben Yüzyıllık Yalnızlıkla tanımıştım kendisini. O zamanlar Ortaokuldaydım. Çok büyük yanlış yapmışım anlayacağınız. Sonra bir daha da fırsat gelmedi elime okumak için. Bu kitabı listeme ekliyorum. Ellerinize sağlık, inceleme mükemmel olmuş.
gogolunpaltosu ve 3 diğer kişi beğendi
#3
Ben yazarın diline hayranım. O uzun cümlelerinde mutlaka beni gülümseten bir şey bulunuyor ❤️
gogolunpaltosu ve 2 diğer kişi beğendi

Yorum Yazmak İçin


Ücretsiz Kaydol veya Giriş Yap

Dizi ve Filmler ile ilgili konulara dahil olmak için hemen üye olabilirsiniz veya üye olduysanız giriş yapabilirsiniz.