Yazar: Moviephoenix  •  Dün, Saat: 17:40  •   - Yorumlar (2)
Uzun zamandır beklenen kadrosuyla göz dolduran filmimiz Enola Holmes’u geldiği gibi izledim ve hemen yorumlamaya geçiyorum🙈 

Film bildiğiniz üzere Sherlock Holmes’un kız kardeşi olan Enola Holmes’u merkeze alıyor. Holmes kardeşlerin annesi Mrs. Holmes durup dururken ortadan kayboluyor. Abisi kadar zeki olan kızımız Enola, hemen harekete geçiyor ve annesini bulmak için bıraktığı ipuçlarını takip ediyor. Abilerinin baskısından kaçıp annesini kendi bulmaya karar veren Enola yola koyuluyor ve yolda çeşitli maceralarla karşılaşıyor. 

Filme büyük bir ön yargıyla başlamıştım. Çünkü Benedict’ten başka Sherlock izleyemeyen biriyim, RDJ’ninkileri bile sevemiyorum🙁 Filmden çok fazla Sherlock havası beklemeyin çünkü Sherlock baya bi geri planda kalmış. Ama bu hikaye Enola'nın hikayesi, yani film Enola üzerinden yürüdüğü için çok fazla rahatsız etmedi beni. Filmi izlerken kendinizi normal bir dedektiflik hikayesi izliyormuş gibi bulabilirsiniz, ama sırf Sherlock arkaplanda diye filme kötü demek gereksiz bence.  

Film gayet sürükleyiciydi. İkinci bir The Devil All the Time vakası yaşamadık en azından😂 Enola’nın maceralarını izlerken eğlendim ve filmin müzikleri de hoştu. Enola’nın ara ara kameraya bakıp izleyiciyle konuşma detayını da sevdimm.

Millie Bobby Brown bu güzel rolü başarıyla tamamlamış. Hoş vakit geçirmek isteyenler için güzel bir film, tavsiye ederim!


     
Devamını Göster KONUYA GİT

Yazar: Moviephoenix  •  22.09.2020, Saat: 16:27  •   - Yorum Yok
Amazon Prime'ın Türkiye’ye gelmesiyle birlikte Amazon dizileri de gündeme gelmeye başladı. Ben de izlediğim bir diziyi önermek istiyorum sizlere. Dizimiz ‘’The Boys’’. Toplam 2 sezon. İlk sezonu 8 bölümden oluşmakla birlikte ikinci sezon hala devam etmekte. Her ne kadar süper kahraman dizisi gibi gözükse de bu dizidekiler bildiğimiz süper kahramanlardan biraz farklı. 

         

Dizimiz sıradan bir hayat yaşayan Hughie’nin sevgilisi Robin’in bir süper kahraman tarafından trajik bir şekilde öldürülmesiyle başlıyor. Sevgilisinin ölümünün acısını atlatamayan Hughie’nin karşısına süper kahramanlardan intikam almak isteyen Billy Butcher çıkıyor ve ona intikam fırsatı teklif ediyor. Billy’nin eski dostlarıyla birlikte bir araya gelip süper kahraman avına çıkıyorlar.

Ülkedeki Vough isimli bir şirket özel güçleri olan insanları bulup halka ‘’süper kahraman’’ olarak sunma peşinde. En prestijlilerini toplayıp ‘’Seven’’ isimli bir grup kurulmuş ama amaçları sadece gösteriş. Yani insanları kurtarma, halka yardım etme gibi bir amaçları yok. Egolu, acımasız ve kötü niyetli süper kahramanlardan oluşan bir grup, tabii ne kadar ‘’süper kahraman’’ denilebilirse😏

Süper kahraman kavramına farklı bir bakış açısıyla yaklaşan diziyi oldukça kaliteli buldum ben. Gayet sürükleyici, eğlenceli ve görsel açıdan doyurucu. Olayların normal olmamasına rağmen dizi o kadar doğal işlenmiş ki aslında ‘’iyi gibi görünen’’ süper kahramanlara hiç yabancılık çekmiyorsunuz, sanırım buna benzer kişileri çevremizde her gün görmemizden kaynaklanıyor🤭 

İntikam, hırs, ego savaşları, güç gösterimi, cinayetler, olayların üstünü örtme derken sezonun nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Önceden izlediğimiz toz pembe süper kahraman dizileri gibi değil, buradaki olaylar biraz daha ciddi. Çünkü bu dizideki problem kötü insanlar değil, kötü süper kahramanlar.

Eğer farklı, fantastik ve sürükleyici dizi arayışındaysanız kesinlikle öneriyorum!🤩

Devamını Göster KONUYA GİT

Yazar: gogolunpaltosu  •  21.09.2020, Saat: 23:10  •   - Yorumlar (1)
Forum: Drama
[Resim: 167-21092075532.jpeg]

Yönetmen: Damien Chazelle
Senaryo: Damien Chazelle
Yapım: ABD, Hong Kong
Kategori: Dram, Romantik, Müzikal
Yapım Yılı: 2016
IMDb: 8
Çekildiği Ülke: ABD
Film Uzunluğu: 2 saat 8 dakika
Moderatör Oyu: 8/10

Filmin Oyuncuları


[Resim: 167-21092043423.jpeg]

Filmin İçeriği


Aktris olmak için büyük uğraş veren Mia (Emma Stone) trafikte bir adamla göz göze gelir. Aralarında yaşanan tatsızlık sonrası iki taraf da yoluna devam eder. Oyunculuk seçmelerine katılan Mia, bütün dikkatini seçimlere adar. İstediği türde bir başarı sergileyemeyen Mia hayal kırıklığına uğrar. Her reddedilişinde daha çok kötü hisseden Mia'nın hevesi kırılmaya devam eder.

Mia'nın yolda karşılaştığı adam Sebastian'dır (Ryan Gosling) ve bu adam caz müziğine ilgili bir kimsedir. Mia ile trafikte karşılaşması gayet önemsiz bir detaydır. Bundan dolayı hem Mia hem de Sebastian birbirlerini bir daha görmeyeceklerine emindir. Bu eminlik bir noel gecesi sekteye uğrar. Sebastian bir restoranda piyano çalmaktadır. Restoran sahibi Bill (J.K. Simmons) piyanistti uyararak geceye özgü parçalar çalmasını salık vermiştir. Ama Sebastian caz tutkunudur ve istemsiz olarak caz şarkılar çalmaya başlar. Bu müziği dışarıdan duyup etkilenen Mia restorana girer ve Sebastian'ı bilinçli olarak yeniden görür.

[Resim: 167-21092072637.jpeg]

Sebastian, Bill tarafından kovulur ve sinirlice piyanonun başından uzaklaşır. Berisine yaklaşmış Mia'nın ilgisini görmezden gelerek kadını iter ve oradan ayrılır. Bu tepki sonrası üzülen Mia, hayatına kaldığı yerden devam eder. Neyse ki kader onları yalnız bırakmaz ve üçüncü bir buluşmayı önlerine sunar. Bu buluşmaysa bir partide gerçekleşir. Orgun başında olan Sebastian partinin müzik grubunda çalmaktadır. Grubun yanına yaklaşan Mia, Sebastian'ın hoşlanmayacağı bir istek parçayı dile getirir. Bu istem sonrası Mia'yı fark eden Sebastian, bu genç kadınla bir konuşma gerçekleştirir.

Gitgide birbirlerini tanımaya başlayan ikili güzel bir ilişkiye girerler. Birbirlerine sevgiden, hayallerden, tutkulardan ve kariyer başarılarından söz etmeye başlarlar. Mia güzel bir aktris olmak, Sebastian ise bir kulüp açarak caz müziğini yeniden canlandırmayı istemektedir. Her iki taraf da hayallerine sımsıkı tutunurlar. Fakat kendilerini bekleyecek kötü günlerden bihaberdirler.

Bu süreçte kötü bir konuşmaya, isteksizliklere ve yıpranışlara doğru yönelen çift, birbirinden ayrı kalmanın doğru olduğunu öne sürer. İstekleriyse bunun tam zıddıdır. Çünkü hem Mia hem de Sebastian karşısındakine tutkuyla bağlanmıştır. Bundan ötürü ileride bir gün karşılaşacaklarına eminlerdir. Ağızlarından akan son cümleler ise "seni her zaman seveceğim,"dir. Bir gün buluşacaklardır fakat bu buluşma her iki tarafında isteği gibi mi olacaktır yoksa bilakis daha beteri mi? Bakışları yeniden eskileri  geri getirip geçmişe bir yolculuk mu gerçekleştirecektir, yoksa temelden silebilecek bir anı mı beraberinde getirecektir?

[Resim: 167-21092073323.jpeg]

Romantik ve müzikal temalı filmlere ilk tanışmam La La Land ile gerçekleşmişti. Bundan evvel çok fazla aşk, romantik komedi ve dram ağırlıklı türün bir arada buluştuğu yapımlar izlemiştim. La La Land ise farklı bir yerde benim için. Gerçek bir aşk hikâyesi olduğunu bilmesem de böyle bir şeyin yaşanabileceğine adım gibi eminim. İşte bu eminlik film boyu beni kendi içerisine çekmişti. Her iki gencin de birbirlerine olan bağlılıkları; engellerin ve diğer şeylerin üstesinden gelebiliyordu. Tek bir şeyin üstesinden gelemiyordu. Her neyse izleyince görürsünüz...

Bunların haricinde gayet başarılı bir yapım, gerek oyunculukları gerekse ambiyans ve müzikleriyle. Sizi içine çekebilecek bir sarı mor uyumu söz konusu. Ayrıca dans ve müziğin bir arada buluşup akması da yer almakta filmde. Piyanonun susmaması, müziklerin bitip bitip yinelenmesi ve aşkın bunların etrafında dönüp durması estetik hisler yaratmakta izleyen kişide. Dram ağırlıklı olmasına karşın büyük bir aşk havası içinde geçen filmi mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum.

Filmin Fragmanı


[Resim: 167-21092073818.jpeg]  
Devamını Göster KONUYA GİT

Yazar: Moviephoenix  •  19.09.2020, Saat: 17:57  •   - Yorumlar (2)
Merhabalar! Geçtiğimiz gün Netflix'e Sarah Paulson başrolünde ve Ryan Murphy yapımcılığında Ratched isimli yeni bir dizi geldi. Ben izledim ve dizi hakkındaki yorumlarımı paylaşmak istiyorum. Spoiler yok, gönül rahatlığıyla okuyup izleyip izlemeyeceğinize karar verebilirsiniz.

   

Öncelikle konusu şu şekilde;
İş arayışında olan Mildred, bunun için bir psikiyatri hastanesine başvurur. Hastanede, insan zihni ile ilgili rahatsız edici deneyler yapılmaktadır. Kendisini mükemmel bir şekilde gösteren Mildred, bir hemşirede aranması gereken tüm özelliklere sahip olduğunu belirtir. İşe kabul edilmesinin ardından Mildred, zamanla zihinsel sağlık sistemine ve içindeki kişilere sızmaya başlar. Çok geçmeden Mildred'ın güzel görünüşünün ardında yatan korkunç gerçekler ortaya çıkar. 

Öncelikle dizi büyük bir sıkıcılıkta başlayıp hikayenin içine girmekte zorlandı. İlk iki bölüm ağır tempoda geçti. İkinci bölümden sonra açılıp yer yer düşük yer yer yüksek tempoyla devam etti. 

Dizinin çekimleri kamera açıları aşşırı hoşuma gitti. Neredeyse her sahnede paralellik ayrıntısının olması ve ışık geçişleri detayları çok iyiydi, güzel bir gerilim etkisi yarattı.

Ben hikayeyi daha farklı beklediğimden sanırım bir miktar hayal kırıklığına uğradım. Daha korku verici ve daha sürükleyici bir şey bekliyordum ama cinayetlerle ilgili absürt bir hikayeymiş. 

Oyunculuklar güzeldi. Sarah Paulsun'un donuk bakışları karakterine çok uymuştu. Edmund rolünü canlandıran adamı ve çoklu kişilik bozukluğu yaşayan kadının canlandırmasını aşşırı beğendim. Harika iş çıkarmışlar. 

Sonuç olarak çok bayıldığım bir dizi değildi ama türünü sevenler için öneririm. Kaliteli bir yapım ama beni çok etkileyemedi maalesef.



*Bu arada Teen Wolf dizisinde Ethan rolünü canlandıran Charlie Carver’ı dizide küçük bir rolde de olsa görmek çok güzeldi🥰
Devamını Göster KONUYA GİT

Yazar: Moviephoenix  •  18.09.2020, Saat: 19:21  •   - Yorumlar (4)
İlk sezon bizi epey merakta bırakan Atiye dizisinin sonunda ikinci sezonu yayınlandı, kafamızda yeni soru işaretleri bırakıp gitti😂

❗️ Uyarı: spoiler içerir! ❗️

▪Geçen sezon olduğu gibi bu sezon da epey yavaş tempodaydı. Hatta sezonun yarısına kadar önemli çok fazla bir şey göremedik maalesef sadece Atiye ordan oraya koşturdu durdu.

▪Sinir olduğum şeylerin en başında Atiye'nin annesinin, ananesinin, teyzesinin hepsinin bir şeyler bilip Atiye'ye anlatmaması geliyor. Kimse ona ne yapacağını tam olarak söylemiyor üstüne dalga geçer gibi ipuçları bırakıyorlar. Salak gibi koşuşturuyor kız ondan ona ne yapacağını bilmeyip e bi zahmet söyleyin de yolunu bulsun amacını bilsin yani.

▪Erhan çok yordu bu sezon... Atiye'ye inanmamak için direndi ve ben de sinirden delirdim. Çok gıcıktı ukala bi tipti ikinci evrendeki hiç hoşlaşmadım😑

▪Peki İstanbul - Urfa arasının çok kısa mesafeymiş gibi gösterilmesi? Aşırı komikti gerçekten sanki çok yakın iller. Hayır küçük bir detay da değil nasıl böyle saçmaladılar aklım almıyor😂

▪Çoğu kişi Atiye'nin parasız pulsuz her yeri dolaştığından bahsetmiş. Aslında ilk başta garip gelmemişti yardım ediyorlar diye düşünmüştüm ama sonra bir değil iki değil karşına çıkan herkes mi yardım eder? Sanmam...

▪Ozan'ın babasına resmen acıtasyon yapmışlar. çocukluğunda kötü şeyler yaşamış, bir evrende eşini diğer evrende oğlunu kaybetmiş bla bla bla. Valla hiçbiri yaptıklarının açıklaması olamaz hiç de üzülmedim. Kötü şeyler yaşaman sana onları yapma hakkını vermiyor.

▪Bu sezon eksik gördüğüm şeylerden biri gizli örgütün ne ve amacının tam olarak ne olduğu. Zaten sezonun yarısını boş geçirdiler olayları biraz daha hızlandırsalardı bence araya biraz bundan çıtlatabilirlerdi. Muhtemelen 3. sezona kaldı...

▪Bu sezondan acayip derecede Dark ve The OA havası aldım... Diziyi sevmemin nedenlerinden biri de bu!

▪Sonuç olarak her ne kadar saçmalıklar olsa da sezonun yarısı boş geçse de izlemekten keyif aldığım bir dizi Atiye. Çok çok kötü gelmedi açıkçası yine ağzım açık severek izledim. Kötü yanlarını bir kenara itip yeni sezonu merakla bekliyorum, acilen 3. sezon gelsin!😇

2. sezonla ilgili sizin düşünceleriniz neler?
Devamını Göster KONUYA GİT

Yazar: gogolunpaltosu  •  18.09.2020, Saat: 18:39  •   - Yorumlar (2)
Forum: Belgesel
[Resim: 167-18092032654.jpeg]

Yönetmen: Julian Schnabel
Senaryo: Julian Schnabel, Louise Kugelberg
Yapım: ABD, İngiltere, Fransa
Kategori: Dram, Belgesel
Yapım Yılı: 2019
IMDb: 7
Çekildiği Ülke: Fransa
Film Uzunluğu: 1 saat 51 dakika
Moderatör Oyu: 9/10

Filmin Oyuncuları



[Resim: 167-18092025653.jpeg]

Filmin İçeriği


Sanata, resme ve doğaya ilgisi olan bir kişi olan Vincent Van Gogh (Willem Dafoe) , arkadaşı Paul Gauguin (Oscar Isaac) ile birlikte resim çizmektedirler. Vincent'ın Paul'dan farkı fırça darbelerini 'acele' ile vurmasıdır. Bu durumu Vincent Van Gogh bir kusur olarak görmemektedir. Çünkü izlediği ve beğendiği ressamların da fırça darbeleri hızlı ve acele bir biçimde inmiştir tablolara. 

Vincent, kardeşi Theo (Rupert Friend) sayesinde maddi sıkıntı çekmez. Bu sayede tablolarına ayrı bir özen gösteren Vincent, sergi açmaya karar verir. Maalesef ressamımıza ilgi gösteren hiç kimse yoktur. Sergiyi gösterdiği kafeterya benzeri bir yerde, buranın sahibi ilgi çekmeyen tabloların sahibi olan Vincent'ı aşağılar. Bu Vincent'ın ilk aşağılanması değildir. Çünkü sokağında, gezdiği yerlerde ve adım attığı her yerde bir ucubeymiş gibi karşılanır ressam.

[Resim: 167-18092030302.jpeg]

Van Gogh kaldığı bir kiralık orada kulağını keserek fahişeye verir. Gözlerini açtığında karşısında doktor vardır ve bu doktora derdini anlatıyordur. Kulağını kesmesindeki nedense Paul Gauguin ile olan aralarındaki anlaşmazlıklardır ve bundan ötürü Paul'a ne kadar üzüldüğünü gösterecek bir kanıt sunmak istemiştir. Yine başka bir zamanda Vincent genç bir kızın soyunmasını ister. Bunun nedeniyse bu kızın resmini çizme isteğidir. Fakat aşırı istek ve baskı kızın kötü hissetmesine neden olmuştur. Bundan dolayı da Vincent Van Gogh akıl hastalarının bulunduğu bir yerde yatılı kalır. Onu buradan kurtaracak kişiyse Theo Van Gogh'dur.

Çizdiği tabloları bir an olsun satılmayan bu enteresan ressam bir başına gezmektedir. Kendisi resim çizerken yanına gelen herhangi birileri bu adamı rahatsız etmeye koşullanmış gibidir. Bu durumdan dolayı oldukça rahatsız olan Vincent sürekli aşılamaz yerlere tırmanmaya ve gözden ırak köşelere gitmeye başlayarak peyzaj çizmeye başlar. 

[Resim: 167-18092030742.jpeg]

Van Gogh bir tabureye oturmuş ve karşısındaki manzarayı çizerken yanına tanımadığı iki genç gelir. Bu gençlerden biri silahlıdır ve doğruca ressama nişan alır. Sonrasında Vincent'a mermi sıkılır. Bu mermiyle evine kadar yürüyen Vincent Van Gogh başına geleni herkesten gizler ve çocukların yaptığı bu işin üstünü örter. Soran olursa ''intihara kalkıştım,'' diyerek yalan söyler. Bu iki saldırgan ise Vincent'ın tablosunu, tuvalini vs gizlerler.

Vincent Van Gogh'un hayat hikayesinin ele alındığı bu film gerçekten çok başarılı bir biyografik yapım olmaktadır. İzlerken üzüldüğüm o kadar çok sahne oldu ki! Vincent Van Gogh'un başına gelenleri hiç bu kadar yakından öğrenme şansım olmamıştı doğrusu. Filmde her detayı gördüm. Kaldığı akıl hastanesinden kestiği kulak sahnesine kadar her kesit tüylerimi diken diken etmeye yetti. 

Oyunculuklar zaten aldı götürdü beni. Çok beğendim. Daha öncesinde birçok Van Gogh içerikli videolar filmler izlesem de bu filmin yeri bende ayrı oldu. Nasıl ve neden öldüğü de filmde geçmekte. Çizdiği tablolar ve yansıttığı ambiyans ile resme, sanata ilginiz varsa film sizin kolunuzdan tutup mükemmel bir maceraya çıkaracak.

Filmin Fragmanı


[Resim: 167-18092025607.jpeg]    
Devamını Göster KONUYA GİT

Yazar: Moviephoenix  •  17.09.2020, Saat: 18:43  •   - Yorumlar (4)
Forum: Drama
Uzun zamandır beklediğimiz dev kadrolu film sonunda izlenime sunuldu. Hemen eleştirilerime geçmek istiyorum.

❗️ Önemli bir uyarı, spoiler içerir! ❗️

♦️İlk olarak film çok fazla tarzım olmayan bir filmdi ki zaten izleyenlerin %95'inin sadece kadrosu için izlediğine eminim (tabii ki bunlardan biri de benim🤓) Film gereksiz uzundu bence ve bu yüzden sıkıcı yerleri çoktu. Tam alışıyorsunuz, hikaye sizi tam içine çekiyor ama sonra bir yerde tekrar kopuyor durgunluk başlıyor. Filmi birçok kez durdurup devam ettirdim ara ara bırakıp başka şeylerle ilgilenme isteği duydum. 2 saatlik filmi 4 saatte izledim diyebilirim. Filmin sadece yarısından sonra ufak ufak hareketlenmeler başladı.

♦️Daha öncelerde izlediğim Stephen King'in romanından uyarlanan 1922 isimli filmi çok fazla anımsattı bana. İçinizde izleyen var mı bilmiyorum ama güzel filmdi benzer özellikleri var. (Filmin konusunu merak edenler şuradan ulaşabilirler👉🏼 ''1922'')

♦️Lenora ile annesinin kaderinin aynı olması... Resmen ikisi de psikopat rahip kurbanı oldu. Cidden üzücü bu.

♦️Silah eğitimi almamış bir çocuğun her rastgele atışında isabet ettirmesini komik buldum. Atışların bazıları yakın mesafedendi ama yine de rastgele atış yaptı yani çoğunda nereyi vurduğuna bakmadığından eminim😂

♦️Polisin kardeşi ve kocasının sonu böyle olacağı belliydi... Psikolojisi bozuk manyaklar sonunda hak ettiklerini aldılar.

♦️Filmde anlatılan birbirinden bağımsız karakterlerin film sonunda yollarının kesişmesi detayı hoşuma gitti. Film bir şekilde bağlanmış oldu böylece. Sonu biraz açık bitti ama devamını da görmeyi isterdim şahsen. 

♦️Bunu söylemeden geçemeyeceğim, Bill Skarsgard'ın rolü çok az geldiMutsuz Onu tüm film boyunca görmeyi isterdim😋

♦️Sorumsuz bir baba ve psikopat bir rahip çocuğun hayatını mahvettiler. Ama tabii ki Arvin rahiple başlayan cinayet serisini işlemek zorunda mıydı, hayır değildi bu tartışmaya açık bir konu.

♦️Sonuç olarak vasat bir film miydi? Hayır hikayesi güzeldi sadece işleniş şeklini çok sevemedim. Tabii biz kadrodan ötürü de gümbür gümbür bir şey bekliyorduk ama ne yazık ki ben o etkiyi alamadım. Durgun geçen filmleri sevemiyorum bu filmi de izlemekte zorlandım bu yüzden. Ama her ne kadar sıkıcı olup saçma yönleri olsa da aşırı kötü diyemem izlenebilir olduğunu düşünüyorum.

Benim düşüncelerim bunlar birkaç atladığım detay olabilir, siz nasıl buldunuz filmi?
Devamını Göster KONUYA GİT

Yazar: EvriFaessa  •  13.09.2020, Saat: 00:11  •   - Yorumlar (2)
Away dizisi, Mars’a yapılacak olan zorlu bir yolculuk sırasında astronotların yaşadıkları olayları konu ediyor.

Amerikalı astronot Emma Green Kızıl Gezegene yapılacak olan görevin başına getirilir. Emma, çıkacağı bu tehlikeli yolculuk için ergenlik çağındaki kızını ve kocasını arkasında bırakmak zorunda kalır.




Dizinin 7. Bölümüne kadar geldim. Bilim kurgudan daha çok dram ağır basıyor. Artı olarak oyunculuklar iyi gözüme batan olmadı ama görseller ve arka planlar kötü. Bunlara takılmayacak biriyseniz izlenilebilir. Sezon finali nasıl bilmiyorum ama dizi ya 2. Sezonda final yapar ya da iptal olur gibi geliyor bana. Devam etmesini isterim.
Devamını Göster KONUYA GİT

Yazar: berat14  •  11.09.2020, Saat: 09:55  •   - Yorumlar (3)
[Resim: xl5oCFLVMo4d4Pgxvrf8Jmc2IlA-min-scaled.jpg]
2020 yılının en çok beklenen filmlerinden biri olan ve 4 Eylül 2020 tarihinde vizyona giren Mulan filmi, 200 milyon dolarlık bütçe ile dünyanın en büyük eğlence ve medya şirketlerinden biri olan The Walt Disney Company tarafından yapılmıştı. Milyonlarca kişinin vizyona girmesi için merakla beklediği film geçtiğimiz günlerde vizyona girdi ve gişede beklediği başarıya ulaşamadı.

200 milyon dolarlık bütçe harcanan film, açıklamalara göre iyi bir açılış yapamadı ve 1 haftanın sonunda gişede 6 milyon dolarlık hasılat sağladı. Film gişede başarısız olurken, filmin çekim sırasında yaşanan skandal olayların da sosyal medyada konuşulmaya başlamasıyla Walt Disney adeta hedef tahtasına koyuldu. Walt Disney tarafından yılın en büyük yapımlarından biri olan Mulan filminin bir bölümü, Çin’in Uygur Türklerine yönelik insan hakları ihlalleriyle konuşulduğu Sincan Uygur Özerk Bölgesi‘nde çekilmişti.

Açıklamalara göre Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde kendi rızası dışında, yani zorla tutulan yüz binlerce Uygur Türkü, Disney tarafından Mulan filmine dahil edilmişti. Hatta açıklamalara göre Disney, Mulan filmini çekerken orada yaşanan tüm insan hakları ihlallerine göz yummuş, bununla birlikte filmin sonunda Uygur Türklerini orada tutan, beyinlerini yıkayan, her türlü insan hakları ihlalini uygulayan Sincan Uygur Otonom Bölge komitesine teşekkür etmişti. Bunun ardından Uygur Türklerini filmine alet eden ve film sonunda her türlü insan hakları ihlaline yol açan kişilere özel teşekkür sunan Disney ve Mulan filmine karşı sosyal medyada boykot başlatıldı.

Sosyal medyada bu konu üzerine “boycottMulan” etiketiyle boykot kampanyası başlatan sosyal medya kullanıcıları, Mulan filmine gitmemeye ve Disney’i boykot etmeye çağırdı. Zaten gişede beklediğini bulamayan Mulan filmi, bu boykot kampanyasıyla birlikte gişede daha da çakılabilir gibi görünüyor. Diğer bir yandan Dünya Uygur Kongresi de o bölgede film çeken fakat bölgede yaşanan insan hakları ihlallerini görmezden gelen Disney’i eleştiri yağmuruna tuttu.

Arkadaşlar sizlerden ricam sosyal medyada mulan ve disneyin resmi hesaplarında ki gönderilere #boycottmulan ve #boycottdisney yazmanız ve bu konuyu sosyal medya hesaplarınızda paylaşmanız.

Haber kaynağı: https://kitle.net/mulan-filminin-dogu-tu...i-buyuyor/
Devamını Göster KONUYA GİT

Yazar: gogolunpaltosu  •  09.09.2020, Saat: 23:48  •   - Yorum Yok
[Resim: 167-09092084337.jpeg]

Yönetmen: Florian Henckel von Donnersmarck
Senaryo: Florian Henckel von Donnersmarck
Yapım: ABD
Kategori: Aksiyon, Romantik
Yapım Yılı: 2010
IMDb: 6
Bütçe: $100,000,000 / Hasılat: $278,346,189
Çekildiği Ülke: İtalya
Film Uzunluğu: 1 saat 33 dakika
Moderatör Oyu: 7/10

Filmin Oyuncuları



[Resim: 167-09092082611.jpeg]

Filmin İçeriği


Elison Ward (Angelino Jolie) Fransız casusların gözetiminde olan gizli bir ajandır. İstihbarattan birtakım insanlar Elison'ı sürekli takip etmektedirler ve ana kaynağına gitmek istedikleri Tupelo'ya ulaşmak istemektedirler. Bunun nedeni Tupelo, bu casuslara ciddi bir borcu varken kaçmış, Elisa'yı bir başına bırakmıştır. Hâl böyle olunca Elisa da Tupelo'dan ayrılmıştır. Ama casuslar Elisa'nın hâlâ bu para hırsızı ile görüştüğünü düşünmektedirler. Bundan dolayı da Elisa'nın her hareketini dikkatlice incelemektedirler.


[Resim: 167-09092082942.jpeg]

Aslında casuslar haklıdırlar. Çünkü Elisa, birinden mektup almıştır ve onu bir kafenin önünde okuyup yakmıştır. Peşlerine düşen casuslar hemen bu mektubun yanmadan önceki hâline kavuşturmak maksadıyla küllerini dahi birleştirip özüne ulaşmak istemişlerdir. Mektupta yazana göre Elisa, belirlenen yere saatinde gitmeli bunun için de yazarın (yani Tupelo'nun) kendisine benzeyeceği bir adam bulup casusları peşinden düşürmesini söyler. Elisa da Tupelo'nun bu uyarısına karşılık gemide bir adam ile tanışır. Bu kişi matematik öğretmeni Frank (Johnny Depp)'dir.

Casuslar bu Frank'i araştırmaya başlarlar. Ellerine bir sonuç geçmeyince merceği yeniden Elisa'ya tutarlar. Elisa'nın gerçekten işi zordur ve casuslar tarafından sürekli izlendiğini bilmektedir. Bundan dolayı karşısındaki adamı da işin içine dahil etmekten başka çaresi yoktur. İşin garibi Elisa, Tupelo'nun kaçmasından dolayı bu adama dargındır ve buna karşılık karşısındaki Frank'den hoşlanmaya başlamıştır. 


[Resim: 167-09092083414.jpeg]

Ne tür bir işe bulaştığını fark eden Frank, karşısındaki bu güzel kadına âşık olmuştur artık. Bundan dolayı karşısına çıkabilecek her türlü tehlikeye göz yumar. Bunlardan biri de casuslar tarafından kovalanmak olsa bile! Evet, casuslar Frank'in peşine düşerler ve Elisa olaya parmak basarak bu adamı kurtarır. Ne var ki büyük bir gizem aralanır. Çünkü Frank, gizli kimliğini devreye sokacaktır.

Angelina Jolie ve Johnny Depp ikilisini bir filmde buluşturmak gerçekten çok güzel olmuş. İlk bakışta bir aşk filmi temenni etsem de çoğunlukla aksiyon ve suç teması ağır bastı.  Johnny Depp'in büründüğü Çaresiz Öğretmen Frank karakteri gerçekten adama tam oturmuş. Gerçi, hangi karaktere zorlukla büründü ki? Her neyse; hoş, leziz bir film Turist. Fakat iddiam şudur ki, son sahneleri filmin tamamından daha iyi, daha çok cezbedici ve daha hayrete düşürücü. Çok geçmeden izlemenizi salık veriyorum.

Filmin Fragmanı


[Resim: 167-09092083824.jpeg]   
Devamını Göster KONUYA GİT